Çoğu konuda karar verirken doğruya yönlendirdiğine inandığım, basit bir etik kuralım var.
Bence çoğu insanın hatası istedikleri şeylere çok odaklanıyorlar, oysa tanımı yapılabilen, sınırları net çizilebilen, tekil monolit ve bağımsız bir şey asla o kadar da değerli değildir. Ruhu asıl tatmin eden, istenilen bir şeye sahip olmak değil, ona istenilen şekilde sahip olmaktır. İlki yetersizdir, kör ve oburların ölüp bittiği durumdur. Oysa kendisinin veya başkasının hatasından tecrübeli biri, istediği şeyi eğer istediği şekilde değilse reddedebilen iradeye sahiptir. Hatta bir adım ileri götürüyorum, istediği şeyden tiksinme veya nefret etme mümkündür, çünkü istediğin şeyin istemediğin şekilde olduğu nokta genellikle istediğin şekilde olduğu halin imkansız olduğunun kesinleştiği noktadır.
Birkaç karikatüristik örnek ile, zengin olmayı isteyebilirsin ama insanların haklarını çiğneyerek ve direkt herhangi bir temeli olmadan zengin olmak değil kendi hakkınla süreci yaşayarak zengin olmak daha tatmin edicidir. Romantik olarak birine ilgi duyabilirsin ama sürekli yıpratıcı duygusal manipülasyonlar ile bir ilişkiyi sündürmek asla birinin seni gerçekten kendi içinden sevmesi gibi hissettirmez. Bu şablonu sizin için neyse ona uyarlayabilirsiniz. Aksi büyük bir pişmanlık olur, istediğiniz şeyi istemediğiniz bir yoldan elde edince sizin için değerli hiçbir şey kalmayabilir, en kötüsü budur.
Her şey mübahtır karşıtı duruş, hayatın gerçeklerinden kaçış değil hayatın gerçeklerini daha üstün bir anlayışla kucaklamaktır. Ruhumuzu sadece arzu duyulanın tüm durumun içindeki konumu tatmin eder, tek başına kendi içsel değeri değil. Bağlamsallıktan kopartmak bir şekilde içini boşaltmaktır ve kalan boş ve değersizdir.
Bunun doğru olduğuna inanıyorum. Buna inanan biri için işlerin iyi gittiği bir senaryoda sorun yoktur. Eğer işler iyi giderse, hem istediklerini hem içsel bir huzuru kazanır. Peki işlerin kötü gittiği ihtimal? Ergodik süresinde başarılı olacağını varsayalım ama bu süre uzunsa ve arada uzun bir başarısızlık boşluğu varsa. Sınav bu boşluk süresi boyunca ideallerini korumaktır, işlerin iyi gittiği senaryoda bilincine uymak kolaydır, işler kötüyken ise durup farklı yollar ile taviz vererek denemeli miydim düşüncesi bekler. Mesele inancını kaybetmemektir, sabit fikirli olmak veya değişime adapte olmamak değil kastettiğim, ideallerini bırakmamak. Çünkü istemediğimiz bir şekilde olsa bile asla huzur vermeyecek.
Olası bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek için, fikir, araç da sonuç kadar değerlidir değil, araç sonucu belirler, ve sonuç sadece kendisi değil, bağlamla değerlidir, ve bağlam sonuç olduğu andaki durumdur, durum ise araçla şekillenir, en azından elimizden gelebilecek olan bu.
