I-Açılış
Bu denemenin konusu: çok kutuplu oyunculu ve her oyuncunun farklı arzu matrisleri olan oyunlarda verimliliğin optimizasyonu için bir harita çıkartmaktır. Bu konunun açıklaması, çok kutuplu yani birden fazla oyuncu olan ve bu oyuncuların kolektif bir zihin bağlantısı olmadığı, farklı arzu matrisleri olan yani oyuncuların hedeflerinin uzayda örtüşmediği oyunlar olmasıdır. Bir oyuncu insan olabilir ayrıca fare, bakteri, bilgisayar, robot ve hatta doğal süreç olabilir. Örneğin basitleştirilmiş bir şekilde, uzayımız kare şeklinde bir meyve bahçesi olsun, bu bahçenin 4 köşesinde birer adet çiftçi olsun, bunların ağaç ekmek için fidanları ve ağaçlara zarar vermek için baltaları olsun, çiftçiler sırasıyla elma, portakal, armut ve zeytin sevsin, burada optimal verimlilik nedir? Burada sonuç farklı mekanikler ile; birbirlerinin ağaçlarını yok ettikleri yıkım senaryosu, anlaşmalar ile belirli bölümler birbirlerine tahsis edip herkesin birbirinin ağacına saygı duyduğu bir koordinasyon senaryosu veya bir tür süper simülasyon makinesi icat edip beyinlerini ona bağladıkları ve kendilerine hedonik maksimizasyon için sonsuz elma, portakal, armut, zeytin bahçeleri yaşattıkları bir distopik matrix senaryosu olabilir. “Ama oyunu tanımlarken böyle bir teknolojinin oluşabileceği şartlardan bahsetmedin.” Evet, aslında gerçek dünyada biraz böyledir, belirsiz ve beklenmedik.
II-Makro-Asabiye Nedir?
Asabiyet kavramı 14. yy.da İbn Haldun tarafından ortaya atılmıştır.
Asabiyet kavramı ilkel hali ile toplumun arasındaki tutkal veya aidiyet olarak tanımlanabilir. Döngüsellik kısmı şu an alakasız.
Ama bu kabile çapındadır.
Yani Mikro-Asabiye’dir ve kabilelerin kendi adlarına başarılı olup şehirler ve ticaret yolları ele geçirmelerine çok yardımcı olmuştur. Peki çöl yağmacılarının kendi arzuları için verimliliğini artıran bu modası geçmiş, geleneksel kod olan ilkel sistemin önemi ne?
Çünkü onu temel alarak yaratılacak ve her oyuncu arasında devam edecek Makro-Asabiye, sadece insanlık medeniyetinin değil, dünyamızda var olabilecek ve farklı arzulu çok kutuplu oyunculara sahip her oyunun verimliliğini aynı şekilde artırabilecek bir sistem olabilir.
Bence bu asabiye kavramını oyun teorisi ile genişletmeliyiz, Makro-Asabiye kategorik olarak Benedict Anderson’ın anlattığı türden bir hayali cemaat değil bir yüksek güven hedefidir. Francis Fukuyama’nın işaret ettiği toplumsal konseptin, insan bağlamından dışarıya her türlü farklı arzuya sahip çok oyunculu sistemde genişletilmiş halidir. Yani işaretleyiciler ritüelistik değil basit ve bizim için insan oyuncular bağlamında hümanisttir.
Buna dünyadan fazla koparılmış ve soyutlaştırılmış steril bir önerme olduğu eleştirisi yapılabilir. Kavramların bir kısmının zaten orijinleri de öyle aslında ama yine de yapılabilir. Sonuçta ben de orijinleri insan dışı olmasa da onları kullanacaktım. Öncelikle bu sistem insanlara özgü duygusal modellemeleri ve geleneksel kodları da kapsayabilir, sadece sınırlı değil. Ki o kısıtlı versiyonlarının öncül formları zaten iyi dokümante edilmiştir. Sonra işlevsellik noktasında, herhangi bir insan üretimi bilgi, bu kadar karmaşık konular üzerine ise, sınırları belli değil soyutsa, aslında daha işlevseldir. Bu hem savunduğumuz sistemlere adaptif olma şansı verir hem de bu kadar büyük bir sorunun çözümü, insan zihninin kolayca anlayabileceği bir formda doğal olarak olamaz. Enformasyonun doğası ile ilgili, yeni ortaya çıkan durumlarda kendini ana kaynak olarak konumlayıp her bağlamda yeni işlevler üretebilirler, aksine düz fikirler sabitlik zamanlarında işlevseldir bu tür uzaylarda değil.
Burada “Peki bu çerçevede bizim zamanımız bağlamında ortaya çıkan düşünceler nedir?” sorusu veya “Peki bu çerçeve bize olası geleceklerle ilgili ne önerebilir?” sorusu gelebilir. Haklı bir soru. Bence pratiklikten kaçmak korkaklıktır. Denemenin ilerisinde birkaç şey ekleyeceğim.
Oyun teorisi bu bağlamda, rekabetin bel altı hamlelere kaymasının zararlı olduğunu öngörür. Oyun-içi hamleler ile rekabet inovasyon yaratırken oyun-dışı hamleler ile rekabet maliyet yükseltir.
Mesela bir tüccarın yeni bir ticaret güzergahı bulması verimlilik yaratabilir, ama rakip tüccarın mallarını eşkıyalara yağmalatması güvenlik maliyetlerini ve risk primlerini artırarak verimsizlik yaratabilir.
Bunun sebebi, gerçek dünyanın sıfır toplamlı bir oyun olmamasıdır, yani insanlığın veya herhangi bir medeniyetin evrende bulunan imkanlara toplam erişimi teknik kapasitesi ve bilişsel kapasitesine bağlıdır ve şimdi potansiyelinin çok gerisindedir. Bu kapasitelerin gelişimi için uygun ortam yüksek oyun-içi rekabet ortamıdır, oyun-dışı hileler ise gelişimi yavaşlatır. Tekil bir oyuncu oyun-dışı hamlelerle kısa vadede karlı görünse bile uzun vadede oyunu bozduğu için herkes gibi o da zarardadır, öncelikle o hileci hile yaptığı andan itibaren sürekli sistemik stres altındadır, sonra bilmediğimiz ihtimalleri bilmiyoruz ve hile yaparak sistemik olarak nasıl kazançları dışladığını bilemeyiz ve sezgisel olarak hayatı anlayan biri hileci insanların toplamda genelde zararda olduğunu bilir, son olarak bir nesilde görünüşte karda olsa bile onun devamı olan nesillerin yaşayacağı dünyada erişimi olacak imkanların azalması söz konusudur.
Oyun-içi ve oyun-dışı hamleler ayrımı ad hoc etik kurallar değil tamamen bağlamın getirdiği evrensel şartların sonucu olarak dinamik şekillenir.
Burada bir öneri şu olabilir: Rekabet eden her oyuncu oyunun kurallarını da gözetmelidir, mesela mafyalardaki racon sistemi veya uluslararası arenada savaş suçlarına karşı olmak gibi konseptler bu yönteme örnek verilebilir.
Ne bu malum sorun yeni bir sorundur ne de çözüm önerileri yeni olacaktır, ikisi de tarih kadar eskidir, ama şimdiye kadar hiçbir sistem bu sorunu tamamen çözememiştir, demek istediğim geçmişin hepsi ve geleceğin çoğu sadece istenmeyen dünya ve istenen dünya spektrumunda titreşimler yaratan gerilimlerdir.
Mesela az önceki kolektif gözlemci ağ önerisi pek çok kırılganlık içerir, ilk olarak çoğunluğun diktatörlüğü haklı azınlığı ezebilir, ikinci olarak yüksek stres ortamlarında güvenilmez, üçüncü olarak vizyonsuzlar tarafından yıkıcı bir yenilik bulan ve aslında verimliliği artıracak tek oyuncuya engel olunabilir, dördüncü olarak ise pratikte bu merkezileşebilir ve temsilileşince kolektif gözlemciliğe ait faydaları merkezi kurumlar ikame edemez.
Bunun gibi başka öneriler de olabilir, ama hepsi esnek olmazsa zaman karşısında kaybedecektir.
Tarihe bakarsak Moğol İmparatorluğu erken döneminde en büyük Mikro-Asabiye örneklerinden biridir, Roma ve Osmanlı İmparatorlukları ise altın çağlarında kendi dönemlerinin Makro-Asabiye’ye yaklaşan örnekleridir.
Mikro-Asabiye, Makro-Asabiye ayrımında her oyuncunun şansı olması önemli farklardandır. Hayır burayı Daron Acemoğlu’na bağlamayacağım, bence o kendinin inanmadığı şeyleri savunan biri ve çok doğru söylemlerle çok yanlış bir sonucu işaret ediyor.
Yani Makro-Asabiye, ilkel çöl kabilelerinin inanılmaz bir verimlilik ile oynayabilmesinin tüm sisteme genişletilmiş halidir, oyunun verimliliğinin optimize olduğu ideal ve istenen dünyadır. Tabii ki böyle bir kavramın sabit bir tanımı olamaz, normatif ve totolojik olmasının ötesinde ontolojik olarak her zihin farklı modellere mahkumdur ve hiçbir farklı modelde öğeler epistemik olarak tamamen eşleşemez. Yine de bir ideal olarak konumlandırmanın, düşünmek için faydalı olduğuna inanıyorum.
Burada tabii ki oyuncuların oyunu etkilediği gibi oyunun da oyuncuları etkilediği, oyuncuların yok olabildiği ve yeni oyuncuların var olabildiği bir uzaydır bizim dünyamız. Bu açılardan Makro-Asabiye’yi olabildiğine geniş ele almak en doğrusudur.
Peki verimsizlik sorununa benim çözümüm ne? Benim çözümüm Anti-Merkeziyetlilik. Nedir Anti-Merkeziyetlilik? Çözümden önce sorunu tanımlamak lazım.
III-Anti-Molek Nedir?
Anti-Molek, Molek’i öldürmektir. Molek sorundur. Molek verimsizliktir. Molek istenmeyen dünyadır.
Molek dünyanın kötü olmasıdır, hem de hiçbir oyuncu bunu gerçekten istememesine rağmen. İstediğini düşünse bile bu onun aptallığıdır, çünkü epistemik doğadan dolayı kaçırdığının farkında olmadığı bir fırsat maliyeti vardır. Denilirse ki “Bu önermenin bu kısmı Karl Popper’ın yanlışlanabilirlik kriterine takılıyor.” ortaya bir tanı koymanın bazen böyle sonuçları vardır, ama benim sezgilerim bana bu sonucu gösteriyor. Bence normatif olmayı tamamen dışlamak sadece kibir.
Scott Alexander’ın bahsettiği durum ama onun bahsettiği mekanikler ile değil, sadece durum. Yani o kadar somut mekanizmalar ortaya koymakla doğrudan ilgilenmiyorum çünkü indirgemeci sorunlar ortaya çıkıyor, bir şeyler gösteriyor ama bizim dünyamızın oyununu kaçınılmaz şekilde eksik yansıtıyor. İndirgemeci sorun şudur, bir mekaniği işaret etmek için bir oyun ve oyuncular tanımlayabilirsin, ama bunun gerçek dünya ile arasında her zaman boşluk olacaktır, bu benim de eşkıyalar ve kervan örneğinde yaptığım şey. Yani bu Alexander’a bir eleştiri değil sadece benim tanımlamak ve anlatmak istediğim şeye tam karşılık olmadığını belirtmek zorundayım. İsim ondan ama tamamen onun kullanımı ile değil. Bu terimi ödünç almak bu denemenin onun makalesinde bahsettiği diğer tonla yan konuya bir cevap olacağı veya onu köken olarak ileri taşınmış hali olma iddiasında olduğu anlamına gelmez, bu onu da sentezinde bir komponent olarak kullanan yeni bir sonuç. Yani modelleme ve bunu aşırı indirgeyerek yapma evrenin kendi kuralları, bizim insan zihinlerimizin kapasitesi ve iletişimin doğası üçlüsünün talihsiz bağlantılarından doğan bir kaçınılmazdır, ben sadece deniyorum. Bir yönünü Ludwig Wittgenstein bir yönünü de Bernardo Kastrup daha iyi anlatırdı bu noktada, ben ana konudan uzaklaşmayacağım.
Okültizm de böyle karmaşık sistemleri demiurge olarak modellemenin bir modeli olabilir, illa boynuzlu ve kırmızı suratlı adamlar gerekmez, sonuçta insan beyninin ürettiği modeller gerçekleri modellemenin yollarıdır ve çok kullanımlı olabilir.
Öte yandan “Dünyamız o kadar kötü değil.” eleştirisi konuyu anlamaktan uzaklığı gösterir. Makro-Asabiye bir ideal durumdur, mutlak Molek ise cehennemdir, biz bu spektrumda bir yerdeyiz. Dürüstçe insanlık son zamanlarında çok Molek öldürdü; Naziler, Sovyetler, olası otoriter rejimler, ama dersimizi tam almamış olmalıyız ki bunların Pokemon gibi evrimleşmiş hallerinin bugünlerde tekrar yükselmeye başladığı da açık.
Şimdi, ideal durumu isimlendirdik Makro-Asabiye olarak, kurtulmak istenen durumdan kurtulmayı tanımladık Anti-Molek olarak, peki bu kurtuluşun yolu nasıl gidilir?
IV-Anti-Merkeziyetlilik Nedir?
Nassim Nicholas Taleb, Anti-Kırılganlık kitabında Anti-Kırılganlığı şöyle tanımlar: bir kargo paketinin içeriği hassas ise üzerine kırılgan ifadesi olan bir etiket yapıştırırsınız ama sağlam bir malzemenin üzerine bunu özellikle belirtmezsiniz. Kırılganlığın tersi sağlamlık değildir, sağlamlık nötrüdür, kırılganlığın tersi kırılganlığa içkin özelliklerin tersi için bir kavram olmalıdır, yani kırılgan bir kargoya dikkat edilmesi gerekiyorsa, bunun negatifi o kargoyu sağa sola vurmak gerekmesidir. İşte bu Anti-Kırılganlıktır. Aynı şekilde merkeziyetliliğin zıttı merkeziyetsizlik değil Anti-Merkeziyetlilik diyeceğimiz üçüncü haldir.
Bir itiraf, Anti-Merkeziyetlilik’in düz bir tanımı yok. Bu fikir yeterince gelişmediği için değil onun içsel bir özelliği olarak tam olarak formüle edilemeyecek olmasından. Yani bazı açılardan apofatik bir konsepttir. “Peki öyle ise nasıl anlatıyorsun?” Bu özelliği hiçbir tasavvuru olamayacağı anlamına gelmez.
Önemli bir not, Anti-Merkeziyetlilik, illa merkeziyetliliği tamamen dışlamak zorunda değildir. Nasıl ki Anti-Kırılgan şeyler içinde kırılgan parçalar bulundurabilir, Anti-Merkeziyetlilik de hibrit olabilir.
Anti-Merkeziyetlilik’in bir özelliği de kendi olmaktan çıkarak merkezileşecek yollara girme ihtimallerinden yapısal olarak sürekli uzak durabilmesi olmalıdır, çünkü merkeziyetsiz başlayıp merkezileşen sistemler tarih kadar eskidir, Anti-Merkeziyetlilik ise bu tuzağa düşmemelidir.
Anti-Merkeziyetlilik’in bir diğer özelliği de kendi öncüllerinin sonucu olabiliyor oluşudur. Yani kopuk bir şekilde duramaz, bir varoluş için ona giden bir sürecin sonucu olmayı kapsamalıdır.
Anti-Merkeziyetlilik esnektir, tek kaynak tarafından modellenemez, sistem değildir, meta-sistem değildir, onun da metasıdır.
Merkeziyetli ortamları CPU olarak modellerseniz kafanızda, çoklu paralel düşünmenin arttığı, daha merkeziyetsizleşmeye yaklaşan ortamları GPU olarak düşünebilirsiniz, Anti-Merkeziyetlilik ise bu metafor içinde daha farklı bir teknoloji olan NPU olabilirdi, bu da zaten hibrit çalışmayı gösterir. Bunu popüler bilim anlatımındaki çalışma şekilleri üzerinden söylüyorum.
Sonuçta, istenmeyen dünya Molek, ondan çıkış yolu Anti-Molek, o yolda gitmenin üst sistemi Anti-Merkeziyetlilik ve istenen dünya Makro-Asabiye.
Böyle düşünmek oyunları analiz etmek için faydalıdır.
V-Kısa Pratikler
İlk pratik, günümüzde kötü oyuncuların kötülük yapmasına izin veren şey genellikle bilgi asimetrisidir. Yani “Şu şeyleri yapmanın şöyle herkesten saklanan bir yolu da var.” düşüncesi. Hatta bu artık o kadar uç noktadadır ki hileciler diğer insanları özellikle o yolları düşünmemeye teşvik eden zihin yapılarını yönlendirirler. Benim görebildiğim, Molek’in en güçlü silahı şu an bu. Gelecekte bu madde yapısal olarak geçerli olur mu, tahminim bir şekilde evet ama şu anki halinden farklı muhtemelen.
İkinci pratik hem bugün için geçerli hem de gelecekte artarak daha da geçerli olacak muhtemelen. Öncelikle şunu belirtelim bu konseptler son derece soyut kalıyor, mesela arzu matrisi dedik ama bunu tanımlamadık, burada arzu kelimesi antropomorfik değildir mesela insanlar için olabilir ama hedef veya görev de olabilir, verimlilik dedik ama verimlilik nedir arzuların gerçekleşme oranı mı, bu mantıksız çünkü oyuncular da ortamdan etkilenir doğal olarak arzular da, verimliliğin doğrudan sabit bir tanımı yok. -“Sabit tanımı olmayan bir şeyi nasıl optimize edeceğiz?” sorusunun cevabı, tüm bu kavramlar işlevsellik için, yani ortaya bir model koymak içindir. Yoksa temel ontoloji argümanları ile nasıl postmodernist eleştiri yapılır bilen biri neredeyse her metni bağlamlarından koparıp eleştirebilir. Mesela aynı şekilde basit bir tarım toplumu ile Ay’a insan yollamayı başaran bir toplumu da bir tutabiliriz, oysa bizim medeniyet gelişmişliği ile ilgili düşünce modellerimiz var ve ikincisi açıkça daha gelişmiştir. “Ama o örnekte somut ölçümler yapabiliyoruz, harcanan toplam enerji miktarı gibi kriterlerimiz olabilir.” diyecek biri için, aynı postmodern mantık ağı saldırıları her temel bilimin en temel aksiyomlarına da yapılabilir, kısacası sürekli bunları düşünmek pratik bir düşünce üretimini imkansızlaştırır.- Sanat üretmek bir arzu olabilir, sonra distopik bir ortamda bu arzu her oyuncuda yok olabilir ve çok basit arzular kalabilir sonra otomatik ve otoriter bir sistem bu arzuları tamamen bir şekilde karşılayabilir bu durumda verimlilik en iyi durumda mı olur? Tabii ki hayır. İşte ikinci pratik öneri bu, çözüm Peter Thiel’in girişimcilik için “Rekabet kaybedenler içindir.” demesi gibi niş aramakta olabilir. Oyuncular mimetik arzuyu geride bırakıp kendi nişlerinde ilerleyebilir, bu ise komplike sistemlerde Nassim Nicholas Taleb’in siyah kuğularını gerektirir. Bambaşka arzular ile her oyuncu ayrı ayrı çok üst medeniyetlere yükselebilir ve bu arzu ayrışması ile birbirlerine zararları minimum olur kendi mücadelelerinde ise olası yardımlaşmaları veya ticaretleri maksimize olur. Burada “Daha önce oyun-içi yüksek rekabet verimliliği artırır dedin, şimdi herkesin niş arzular bulup birbiri ile rekabet etmemesini önerdin.” şeklinde bir çelişki işaret edilirse, ilki çalışan bir mekanizma, ikincisi spekülatif bir öngörüdür, denemenin önerileri sabit bir fotoğraf değildir, dinamiktir. İkinci pratik hem Anti-Merkeziyetlilik hem de Makro-Asabiye için bir tahmindir.
Üçüncü pratik ise “Peki Makro-Asabiye yani ideal durum çok kutuplu oyunculu oyunun tek kutba inmesi veya arzu ortaklaşması olabilir mi?” sorusuna cevaptır. Hayır, evrenin doğası gereği doğru olan opsiyonelliktir, bir sistem ne kadar ilerlerse ilerlesin tekillik en iyisi olamaz. Teorik olarak bu durumu da kendi içinde bir şekilde simüle eden bir tekillik olabileceği öne sürülebilir ama bunun mümkün olup olmayacağını kestirmek cidden zor. Bunun sezgisel olarak mümkün olmadığını söylerim ama bunu temellendirecek argümanlar ortaya koymaya çalışırken yapmak istemeyeceğim kadar çok ön kabul kullanmak zorunda kalıyorum. Üçüncü pratik Makro-Asabiye için bir tahmindir, yakınsayan durumlar için de bakılabilir.
Deneme boyunca tam kapsamlı şekilde savunmayıp sezgilerim dediğim kısımlara gelebilecek olası eleştiriler için söylemek istediğim, heuristic’ler hakkında Daniel Kahneman gerçekten çok yazdı ama ben o kadar pesimist değilim. Onun da pesimist olmadığı söylenebilir ama bana öyle hissettiriyor. Bence sınırlı insan kapasitesi için felsefi problemlerde faydalı olma potansiyelleri çoğu tarafından tahmin edilecek sınırların çok ötesinde.
Dördüncü pratik ise, en önemli mekanizmalarından biri rıza üretimi ile ilgili olacak olması üzerine. Burada rıza üretiminden kasıt insanları ikna etmek için propaganda araçları ile kısıtlı değildir, o insan oyuncular için olabilir, ama rıza üretimi geniş anlamda oyuncular arasında epistemik bir mutabakattır, yani robotlar da rasyonel olarak kendi arzularının uzun vadede maksimizasyonu için belirli kurallara uymayı seçebilir. Nasıl olacak bilmiyorum, belki sistem üstün bir zihin düzeyinde mantıklı olup tüm oyuncuların bu üstün zihin düzeyine ulaşmasını sağlayabilir, ya da bir tür doğal havuç ve sopa mekanizması olabilir veya bu ihtiyacı tamamen ekarte ederek ortaya çıktıktan sonra rızaya ihtiyaç duymadan bir doğa yasası gibi işleyebilir, bu durumda olan şey ya oyuncuların ona uymayı seçmesinin kaçınılmaz olması ya da seçim şanslarının bile olmaması gerekliliğidir. Burada kastedilen mutlak deterministiklik değil Makro-Asabiye şartlarına yakınsamak için gereken süreçlerin gereklilikleri üzerine bir kaçınılmazlıktır. Eğer şu an hiç bilmediğimiz ve bunu gereksiz kılacak bambaşka bir durum yoksa bu böyledir.
Üçüncü pratik ile dördüncü pratik çelişiyor gibi gelebilir, üçüncü pratik Makro-Asabiye’ye ulaşınca olabilecek durumlar üzerine bir tahmindir, dördüncü pratik ise Anti-Merkeziyetlilik için belli bağlamlarda ortaya çıkabilecek durumlar üzerine bir tahmindir. Yani, üçüncü pratik ideal durumun olası doğası üzerine bir tahmindir, ayrıca Anti-Merkeziyetlilik’in ileri aşamaları için de ortaya çıkıp çıkmayacağı düşünülebilir, dördüncü pratik ise bir meta sistemin metasının olası gerekliliğini öngörme çabasıdır.
Beşinci pratik, “Tamam tüm sistem için tahminler var, peki oyuncular bu modeli kullanarak rekabet avantajı elde edebilir mi?” sorusuna yanıt vermek için yazılıyor. Yüksek güven çevrelerinde iyi niyetli, düşük güven çevrelerinde muhafazakar yaklaşım tercih edilmesi gerektiği yeni bir tavsiye olmazdı. Eğer oyuncu bir insan grubu ise, Mikro-Asabiye yani klasik anlamı ile grup içi asabiye, ciddi bir ivme sağlayabilir pek çok oyun için, ama bu da yeni bir bilgi değil. Sanırım hayır, bu deneme sistem üzerine, oyunculara doğrudan verebileceğim yeni bir tavsiyem yok.
Altıncı pratik, “Bazı oyuncular Molek ortamında daha başarılıdır, bazı oyuncular Makro-Asabiye’ye yaklaşan ortamlarda daha başarılıdır.” sözü doğru bir çıkarım olmaz. Her oyuncu Makro-Asabiye ortamında daha başarılıdır, çünkü zaten Makro-Asabiye’ye giden süreçler oyuncuları da değiştirir ve o ortamda daha başarılı olacak şekilde şekillendirir. Cennet’e girecek insanların girmeden önce tüm kötülüklerinin melekler tarafından temizlenmesi gibi.
Yedinci pratik, olası iki eleştiri üzerine olacak. Pozitif toplamlı oyun argümanını ve buna bağlı ilerleme ile daha çok erişim sağlanacağını bir leitmotif olarak deneme boyunca kullandım. İlk eleştiri oyun pozitif toplamlı olsa bile dünyamızın gerçekleri yüzünden bazı fiziksel darboğazların kaçınılmaz olacağı ve bunun sonucunda bazı oyuncuların bazı temel erişimlerden mahrum kalacağı iddiasıdır, buna katılmıyorum çünkü zaten bu yüzden optimal yol diyorum, eğer en iyi ihtimalde böyle bir şey olacaksa bu hala en iyi ihtimaldir. İkinci eleştiri peki bu artan erişimin geri dağıtım mekanizmalarının nasıl olacağı sorusudur, Anti-Merkeziyetlilik zaten bunun cevabıdır, somut bir şey sunmayacağım, bugüne kadar sunmaya çalışanlar da genellikle kıtlık ve soykırımdan en iyi ihtimalle ise masif verimsizlikten başka bir şey getirmedi. Burada Ayn Rand’ı övmeye başlamayacağım ama şunu söylemek zorundayım, serbest piyasayı savunan argümanlar ortaya koymanın sorunu: çoğunlukla onun kısmen çalışmasının sebebinin nasıl kısmen çalıştığını bilmediğimiz kısımlardan da gelebilmesidir, zaten evren ile bu bariz epistemik uyumluluğu onu çalışır kılıyor.
Sekizinci pratik, istemek ile ilgili. Makro-Asabiye’yi kim isteyecek, Molek’ten memnun oyuncular da var sonuçta, daha da önemlisi herkes kendi oyununa bakıyor, Makro-Asabiye için kim istek geliştirecek? Aslında bu soru yanlış, çünkü Makro-Asabiye bağımsız bir hedef değil, zaten kendi tanımı gereği Anti-Merkeziyetlilik ile ulaşılan bir durum olduğu için kendi öncülü bir neden zincirinin sonucu, yani hiçbir oyuncunun kendini buna adayıp tamamen Makro-Asabiye durumunun ortaya çıkmasına odaklanmasını gerektirmiyor.
Dokuzuncu pratik, uygulayıcı ile ilgili. “Makro-Asabiye’nin icracısı kim olacak?” sorusu da yine konsepti yanlış anlamak ile ilgili. Burada önemli olan gidiş yolunun nasıl olacağı, o da Anti-Merkeziyetlilik ile olacak, sonuçta bir uygulayıcıya ihtiyacı yok, o olgunlaşan bir ortamda çok boyutlu değerlendirmede optimal denge noktası olacağı varsayımı veya bu noktaya yakınsayabilecek ihtimaller olduğu varsayımı üzerinedir, yani icracıya gerek yok.
Onuncu pratik, “Peki optimal bir noktaya gelsek bile fiziksel bir evrende yaşıyoruz ve varsayımlarımız doğanın ötesine geçemez, ortamla etkileşimleri değiştikçe oyuncular sürekli değişir, peki bir oyuncu veya bazı oyuncular geri kalanlardan çok daha fazla gelişirse bu denge noktasını bozmaz mı?” sorusuna cevaptır. Evet, böyle bir şey mümkün ve bozabilir ama bu sorun değil, demek ki o denge noktası mutlak bir denge noktası değilmiş zaten, burada tekrar o oyuncu veya oyuncuların halefleri arasında bir süreç başlar ve eğer o zamana kadarki süreçlerden doğru şeyler öğrendilerse yeni ortama uygun Makro-Asabiye tekrar hızlıca oluşur.
On birinci pratik, skalalar üzerine bir tespit. Bu kavramlar çok küçük skalalarda ortaya çıkamaz, büyük skalalarda kesin çıkar demek değil bu ama küçük skalalarda asla çıkamaz çünkü doğaları gereği ortaya çıkmak için oyuncuların ortama erişimine yani bundan doğacak durumların ağlarına ihtiyaç duyarlar. Burada “Peki o zaman bakteriler ne olacak?” denmesine gerek yok, skaladan kastım rekabetten doğan ilişki ağları ile ilgili; insanların bakterilerden veya AI’ın insanlardan farkı değil.
On ikinci pratik, yanlış anlaşılmaya biraz müsait. Verimsiz oyuncuların elenmesi de bazen oyunun parçasıdır, bunun planlı şekilde yapılma denemeleri verimsizlik getirir evet ve oyuncuların seçimi buysa buna karşı durmak da sorun değildir ama yine de aksi durum da oyunun parçasıdır. Sosyal Darwinizm kötü olmak zorunda değil, iyi olmak zorunda da değil. Baskı ile gelen altruizme karşıyım verimsiz olduğu için ama gönüllü altruizmde bir sorun görmüyorum. Bu, insanın duygusal modellerine merhamet olarak işlemiş bir stratejidir ve zaten çalıştığını defalarca kanıtlamıştır. Duygusal modeller kullanmayan bir oyuncu türü için yine de zayıf oyunculara yardımın opsiyonellik ile ilgili faydalarından söz edilebilir. Altıncı pratik ile çelişiyor gibi geldi ise, herkes Cennet’e gidemez, yerine ardıllarını bırakmak da dönüşümün bir formudur.
On üçüncü pratik, pratikleri gerçekten biraz daha pratik hale getirmeye yönelik bir konu. Hukuk üzerine, ben şöyle bir spektruma koyuyorum: esnek hukuk ve mukavim hukuk. Mukavim hukuk, daha sınırları belli ve sonuçları tahmin edilebilir, kelimesi kelimesine uygulamayı ifade eden legalite tarafıdır. Esnek hukukta ise durumsallık daha öndedir. İlk bakışta mukavim hukuk öngörülebilirlik getirdiği için istikrar arayan oyunculara daha avantajlı gibi gelebilir ama aslında esnek hukukun adaptif avantajı eğer bazı meta prensiplerin doğru muhafaza edilebildiği kültürel kodlar ile beraberse dünyamıza çok daha uygundur. Tabii bu pratik ortada bir iktidar tekelinin olduğu ortamlarda hangi yol daha uygun gibi kısıtlı bir bağlamda yazılmıştır, genellikle insanlar ve devlet ile ilgilidir, tüm teoriye genelleştirilme amacı yoktur.
On dördüncü pratik, sağduyu ile ilgili. İnsan sağduyusunun karmaşık ortamlarda karar vermekte ne kadar yetersiz olduğu ile ilgili örnekler uzun süredir sıralanır durur ve onlar haklılardır da. Buradaki problem, sağduyumuzu bir yana bırakıp karmaşık modeller kullandığımızda elde ettiğimiz sonuçların sağduyu ile açıkça yanlış olduğunu görebilmemizdir. Nasıl ki zorlanan altruizm verimsiz diye gönüllü altruizm önerdim, işin başında bir kere kullanılıp takılı kalınan sağduyu da çalışmıyorsa hibrit adaptif sağduyuyu öneriyorum. Adaptif sağduyu, her adımda tekrar bir kontrol mekanizması olarak devreye girer, hibrit olması ise onun karmaşık modeller ile sonuç alma yöntemlerimiz ile beraber çalışmasıdır. Sağduyu, ilkel ve daha verimsiz bir metot değildir, insanların hesap güçleri için sahip olduğu önemli bir parçadır.
On beşinci pratik, iktisada tapmamak ile ilgili. İktisat da her sonuç üretme sistemimiz gibi bir modelden ibarettir. Bize kendi çalışma alanında faydalı çıktılar sağlamıştır ama onun paketi ile gelen düşünce yapılarını her ortama genelleyemeyiz.
Bu kısa pratikler: Molek, Anti-Molek, Anti-Merkeziyetlilik, Makro-Asabiye kavramları üzerine düşüncelerdir. Kavramların kendilerinin epistemik kökleri varken pratikler daha spekülatif taraftadır.
Son pratik olan “Radikal Asimetriler” ise tamamen kendine ait bir başlığı hak eden kapsamda. Bu genişletilmiş pratik, istatistik hakkında bazı heterodoks fikirleri yozlaştırıp ivmecilik ile çaprazlanarak elde edildi.
VI-Radikal Asimetriler
Davut elindeki sapanı salladı ve taşı Golyat’ın kafasına fırlattı. Küçük ve güçsüz Davut, dev ve güçlü Golyat’ı öldürmüştü. Artık her kritik olay, varlıkların doğaları sebebiyle kaçınılmaz şekilde bu çerçevede şekillenecek.
Bir, oyuncular teknik şartlar el verdiği için tarih boyunca hiç olmadıkları kadar girift ve büyük.
İki, oyuncular arasında rekabet var.
İkisinin kaçınılmaz sonucu, alttan gelen oyuncular, üstteki oyuncuları, klasik metotlar ile değil asimetrik metotlar ile yıkmak zorunda kalacak ve tarihin sonunda olmadığımız için bu olaylar mutlaka gerçekleşecek, çünkü evrenin doğası bunu kaçınılmaz yapıyor. Ardıllar, öncüllerin yerini alacak çünkü kimse tahtını asimetrinin kıramayacağı kadar güçlü yapamaz ve epistemik doğa yüzünden her zaman asimetriler oluşur.
Skalanın büyümesi ise bunun hem frekansını hem şiddetini arttıracaktır. Daha çok oyuncu demek asimetrileri kullanmak için uzayda dolaşan daha fazla istatistik balonu demek.
VII-Notlar
Bu denemede, Nassim Nicholas Taleb’in fikirleri birer araç olarak kullanılmıştır, İbn Haldun’un ve Scott Alexander’ın fikirleri denemenin fikirlerinin sentezinde ve isimlendirmesinde kullanılmıştır, Nick Land’in yazıları bahsedilmesi gereken konuları tespit etmek için kullanılmıştır, Francis Fukuyama’nın ve Benedict Anderson’ın kavramları fikir zaten ortaya konulduktan sonra geçmişe doğru bakınca onların daha önce değindiği şeyler var diye anılma gereği duyulmuştur, Peter Thiel’in rekabet hakkında görüşü ve o da ondan aldığı için Rene Girard'ın mimetik arzu kavramı da onlardan bahsedilen konuya tam uydu diye kullanılmıştır, Ludwig Wittgenstein ve Bernardo Kastrup da uzatmak istemediğim bir yan konu için güzel bir bağlantı noktası sağlamıştır, Karl Popper’ın ilkesi ile kendini sınama gerçekleşmiştir, Daniel Kahneman bu deneme boyunca tekrar eden bir özelliğe yönelik gelebilecek eleştiri için bildiğim en iyi temeldi o yüzden kullanılmıştır, Daron Acemoğlu niyet okuması denebilecek şekilde eleştirilmiştir, Ayn Rand karikatürize olan bir isim olduğu için geçmiştir. Sanırım doğrudan bahsetmem gereken isimler bu kadar.
Bu isimlerden bazıları gerçekten fikirleri ile bu denemeyi doğrudan etkilemiştir, bazıları sadece normalde daha uzun olacak bir konuyu daha doğrudan işaret etmeyi sağladıkları için kullanılmıştır.
Deneme boyunca sürekli homojen yönde bir üslup yok, bazen daha sezgisel yazıldı, bazen ise kanılarım daha kesin sonuçlarmış gibi savunuldu. Bunun sebebi bazı noktaların işlevinin adaptif olmalarını gerektirmeleri, bazılarının ise spekülatif olmayı gerektirmeleri. “Radikal Asimetriler” kısmı uçtu.
Bir insan olmamdan ötürü pratikler kısmı antroposantrik bir eksene eğilimli oldu, bunun yanında kavramları inşa ederken de genelleştirilmek için var olmuş kavramlar olmalarına rağmen antropomorfizmden tamamen kaçmak pek mümkün değil günün sonunda. Bunun ötesinde zaten kötülüğü, iyiliği verim kavramı ile tanımlamak kapitalist çağın ruhunun açıkça bir sonucu, modelin oradan eklektik olduğu belli. Sonuçta daha büyük bir şey anlatmak istediğinde bile bazen zamanının düşünce modellerine hapsolabiliyorsun. Hakkımı yedirmemek adına, denemede bundan gayet kaçabildiğim noktalar da var, örneğin: eski sosyoloji, bilimkurgu, Sami dinler modelleri. Yine de sonuçta bu kavramların insan dışı -hatta anlatılmak istenenle insan ötesi veya insan sonrası- sistemlerde de kullanılabileceğine inanıyorum.
Burada ortaya koyulan terimlerin tam tanımlarının olmamasını, mutlak olmalarını eleştirmek doğru olmazdı. “Oyun-içi ve oyun-dışı hamleler nedir?” mesela, bunların tanımları totolojik, oyun-içi hamleler oyunu Makro-Asabiye’ye yaklaştıracak rekabet için hamleler, oyun-dışı hamleler de bunun tersi ama burada mantıksal bir hata yok çünkü bunlar kategori zaten. “Anti-Merkeziyetlilik nedir?” Anti-Merkeziyetlilik, Molek’ten kurtulup Makro-Asabiye’ye gitmenin yani Anti-Molek’in işleyişidir, ama bunun mekanizmalarının incelikli bir anlatımı bende yok, kimsede de yok, bilmiyoruz, zaten adaptif olması sadece böyle mümkündür ve epistemik doğa bizi buna iter, sistem değil, meta-sistem değil, onun da metası işte. “O zaman neden bu kavramlar var, sadece farklı bir isimlendirme mi, içsel bir anlam getirmiyorlar mı?” eleştirisi de haklı değil, çünkü hem kökenleri hem mantık mimarileri bu konulara yeni bir haritalandırma sağlıyor, denemenin işlevi de buydu zaten.
Nick Land’in ıslak rüyası tekno kapitalist tekillik yerine, mesela dört beş tane böyle varlığın beraber olması daha verimli bir ihtimal olurdu bence. Ayrıca ben onun kaçınılmaz gördüğünü kaçınılmaz görmüyorum, Hegelian ve bir yönü olan, varış noktası olan bir tarih akışı inancım yok, “Radikal Asimetriler” gibi savlar meta düzeyde mekanik iddialar ama o kadar büyük sonuç iddiaları değil.
“Pratikleri yazdın ama hala bu çerçeveden direkt bir çıkarım yapmadın.” eleştirisine gelirsem. Bu bilerek yapılan bir şey çünkü doğrudan olaylar üstüne tahminde bulunmak değil bir haritalandırma ortaya koymak bu denemenin konusuydu. Pratikler kısmında bile bazı fikirler türetsem de doğrudan bir olay işaret etmedim. Kullanımını örneklemek için bir tahmin ortaya koyacağım, tahminlerin doğru ve yanlış çıkması şablonun sorunu değildir, bir çivinin düzgün çakılıp çakılamaması çekiç yüzünden olabilir. Popüler bir örnek ile gidelim: “Çin ve ABD’nin AI konusunda öne geçme mücadelesi çok konuşuluyor. AI’ın bir anda kendi ruhu ve arzuları olacağı ön kabulünü Nick Land’in yaptığının aksine şimdilik bir kenara bırakalım ve bu ülkelerin potansiyel olarak üretecekleri Süper AI’ların ülkeler için çalışacaklarını varsayalım, bu senaryoda inanılmaz bir verimlilik söz konusudur. Çünkü ABD Süper AI’ı ve Çin Süper AI’ı insanların yönetiminde devletlerin asla yapamayacağı gibi oyunu analiz eder ve olası verimsizlikleri elemek için optimal noktada anlaşırlar, insan yönetimindeki devletlerde hem bilgi asimetrisi hem koordinasyon eksikliklerinden sürekli verimsiz çatışmalar olur ama Süper AI yönetiminde devletler optimal noktaları çok daha hızlı bulurlar.” mesela bu Molek ve Makro-Asabiye gerilimi şablonu ile ortaya böyle bir tahmin atılabilir, ayrıca bu tahmin yine aynı şablonun içindeki Radikal Asimetriler veya onuncu pratik gibi araçlarla saldırıya uğrayabilir, işlevi budur ama içeriği farklı çünkü bu denemenin amacı ortaya somut ve güncel tahminler atmak değil harita oluşturmak.
Reddedilemeyecek bir eleştiri ise ne kadar Hegelian olmasam ve olabildiğince soğuk olmayı denesem de bir noktada, deneme boyunca evrenin doğasına optimist bir eksende yaklaştığım, sanki Makro-Asabiye’ye bir eğilim var doğada gibi, Anti-Merkeziyetlilik giderek daha çok çalışıyor gibi bir arka planı olduğudur. Bunu teistik olmayan bir yerden savunamam.
Makro-Asabiye günleri için.
