Tanıdığımız insanlar zaman içinde değişir ve bazen sevdiğimiz insanlar sevmeyeceğimiz hallere dönüşür. Aynı şablon kafamızın aldığı her şey için geçerli olabilir, aşırı muhafaza edici güdülerin özü çoğu zaman bu yalın gerçeğe dayanır.
Bir şeyi öldürünce, o zaman içinde durur, artık sabittir, değişmez, hayal kırıklığına uğratmaz, üzmez, farklı şekillerde mutlu etmez ama kaygı da yaratmaz, sadece istediğimiz zaman nostaljisini emip sömürebileceğimiz sabit bir kaynak haline gelir.
Bazıları putlaşır, o harika zamanlarındaki gibi olmasını istediğimiz şeyler mesela, etrafımızdaki her şey değişirken onların kirlenmesini istemeyiz, onlar hep yüksekte ve temiz olsun isteriz.
Bazıları kemikleşir, onlar da sabit durmalı, yenilikler değişiklikler istemeyiz, alışkanlık olmalı, neyse o olmalı, beynimizi yormamalı, yeni stresler yaratmamalı, fosil olmalı.
Yaşlandıkça bu taksidermi eğilimi giderek artar insanın ama her yaşta da az çok vardır, çoğu insan kendini aksine inandırsa bile sabit fikirlidir, hayata dair temel görüleri değişmez, herhangi bir şeye dair yüzeysel bakışı değişse bile o fikirleri edindiği yolları kullanış şekli değişmez.
Nöroplastisite düşmanı insanlar, yeni bir şey öğrenme ihtimali ödlerini koparır. Onlar putlarını, kemiklerini, sabitliklerini isterler, hayatın değişmesine ve akışına karşı beyinlerinin sürekli yenilenmesini istemezler, kalıpları severler, sabit oldukça kalıpları severler.
Bir tür konfor alanı ihtiyacı veya öz değer arayışı olabilir veya zihinlerinin derinliklerindeki yapamam duygusu.
Bence insanın ölümünün bir kısmı değişimden uzaklaşıp sabitliğe yönelmesi ile geliyor, evet bulduklarımızı doğrular kabul etmek istiyoruz, evet sürekli yenilikler bizi yoruyor, ama inanın bundan zevk almayı da öğrenebiliyoruz ve evrenimiz doğasının ve bizim zihnimizin doğasının doğal sonuçları yüzünden bunu yapmak iyi bir fikirdir.
Ben şahsen onları hayattaki gelişiminde izlemeyi severim, bir ebeveyn veya gözlemci refleksi ile, bir film veya kurgu kitap tüketiyormuş gibi. Akışı tüketmek gibi, güzel manzaranın önüne konumlanmak gibi. Bence doğrusu bu.
Söylediğim, konfor için savaşmanın veya sevdiklerimizin sürekliliği için savaşmanın reddi değil, sadece bu savaşı doğru şekilde yapmalıyız, neyin gerçekten değerli olduğunu bilerek.
Değişimden kaçmak veya değişimden aktif şekilde korkmak değil, onlar değişimi yok sayıyorlar, kendilerine farklı bir gerçeklik algısı inşa ediyorlar, şizofrenik bir durum. İnsan hayatı başından sonuna kendi doğasının dünyanın doğası içinde akması ile geçiyor, değişimden kaçmak kişi için kendi hayatına hastalıklı bir çelişkidir.
Sevdiklerimizi öldürmemeliyiz, başka pek çok şey yapabiliriz ama öldürmek en kötü fikirlerden biri, sabitlemeyin.
